
| Kahramanlardan İnciler. 10 SORUDA “AŞK HİÇ BİTER Mİ?” 1 Bu romanı diğer aşk romanlarından farklı kılan özelliği nedir?“Aşk Hiç Biter mi” günümüz aşk romanlarından oldukça farklı çizgide yazılmış bir romandır. Öncelikle günümüzde değil, 1950’li ve 60’lı yıllarda geçer ve gerek anlatılan aşk, gerekse anlatımda kullanılan üslup son derece naif ve doğaldır. Romanda kurgu yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla gerçek ve olağanüstü şartlarda yaşanmış bir aşktan esinlenilmiştir. Günümüz gençlerinin, hatta orta yaşlı insanlarımızın özlediği yalansız, saf ve çıkarsız sevgiyi doya doya hatırlayıp, içlerinde uyanacak sıcacık hislerle okuyacakları bir kitaptır. Tüm bu özellikleriyle de genel olarak özlenen ve beklenen bir romandır. 2 - Genel olarak özetleyecek olursak romanın ana teması nedir?Bu roman; insanlara bağışlanan en büyük lütuf olan AŞK’ın saf yansıması içinde, paylaşılmayı hak eden, anımsanmaya değer, tamamen gerçek bir dünyada, cesur bir zamanda, özgür bir teslimiyetin peşinde koşanların, bu teslimiyete koşulsuz sahip çıkan ve çiftin ve onlar gibi bu teslimiyeti sonsuzluğa taşıyanların hikâyesidir. 3 - “AŞK HİÇ BİTER Mİ?” nin kahramanları günümüz âşıklarından hangi yönlerden ayrılırlar?Öncelikle onlar egoist, maddesel kazanımlara ve salt cinselliğe dayalı sözde aşk söylemlerinden, yapaylıktan hep uzak olmuşlardır. Ayrıca roman kimsenin yüreğinde başkasına verecek sevgisinin olmadığı bir dönemde geçmez ve karakterlerden en dişlisi bile özde sevgi doludur. Bu romanın karakterleri, özen, ilgi ve nezaket konusunda birbirleriyle yarışır konumda davranırlar çünkü kendi öz benliklerinin ancak bu şekilde olgunlaşacağına inanırlar. İletişim canavarı tarafından yutulmuş, içi boşaltılmış, aciz ruhlarına çaresizlikle tahammül etmeye çalışan insanlar değil, en güzel sevginin en bonkör şekilde dağıtılan hatta saçılan koşulsuz sevgi olduğuna inanan özel insanlardır. 4 - Romanın başkarakterleri olan Füsun ve Cengiz bugünün aşklarına nasıl bir yorum getirirlerdi?Muhtemelen “Artık “AŞK” insanların sadece iki dudağının arasında kalıyor, kalplerine nüfuz etmiyor çünkü onu gerçekten hissedenlerin yüzleri hatta göz bebekleri bile o muhteşem duygunun nuruyla aydınlanır ve o ışık tüm dünyayı ısıtır. Gördüğünüz gibi dünyamız sevgisizlikten üşüyor. Gerçek aşk fedakârlıktır, sevdiğini kendi özünden bile üstün tutmaktır. Sevdiğin kişiyi olduğu gibi kabul etmek, değiştirmeye çalışarak onu incitmemektir. Şimdilerde maddi kazanımlar, egoizm ve salt cinsellik sevginin önüne geçmiş durumda. Yazık bu nesle,” derlerdi. 5 - Romanda Cengiz Lise 1, Füsun orta son sınıf öğrencisi iken kaderin bir cilvesiyle ayrılmak zorunda kalıyorlar. Ancak aradan yıllar geçse de birbirlerini sevmekten ve beklemekten hiç vazgeçmiyorlar. Bu durumu mümkün kılan nedir?Onların aşkı birbirlerini daha iyiye, daha güzele taşıma ve güven üzerine kurulu bir aşk. Füsun ona tüm varlığıyla güveniyor ve son mektubunda da söz verdiği üzere bir gün kesinlikle döneceğine inanarak bekliyor. Cengiz’in aşkı ise daha da ruhani bir boyutta. O, Füsun’u görür görmez, birbirleri için ve birbirleriyle olmak üzere yaratıldıklarını hissediyor. Yani Füsun’u gördükten sonra ondan vazgeçebilmesi kaderi değiştirmek kadar imkânsız onun için. Bu romanı okuyanlar muhtemelen, “Unutabilmek için unutulmak gerek,” özdeyişiyle gülümseyeceklerdir. 6 - Romanda 60 ihtilaliyle ilgili konulara da değiniliyor. Olaylar ve kişiler tamamen gerçek mi?Siyasi bölümlerde adı çokça geçen ve hem Genelkurmay başkanı hem de Adalet Partisi’nin kurucusu olarak anlatılan Ragıp Gümüşpala yazarın dedesi olduğundan, bu bölümlerde kurguya hiçbir şekilde yer verilmemiş, olaylar, kişiler ve söylemler birebir yansıtılmıştır. 7 - Yazar, siyasi bölümleri yazarken kurgu kullanmadığına göre kaynak olarak hangi öğelerden faydalanmıştır?Dedesinin hatıratından ve babasıyla halasına anlattıklarından, Adalet Partisi’yle ilgili makalelerden, 60 ihtilali dönemini birebir yaşamış parti ileri gelenleriyle yaptığı görüşmelerden faydalanmıştır. 8 - Yazar romanı nasıl bir ruh haliyle ve ne gibi öğelerden ilham alarak kaleme almıştır?Bu sorunun cevabını yazarın kendi sözleriyle cevaplayalım: “1950’lerde başlayan ve 2007 yılına kadar uzanan, Yeşilçam filmlerini bile kıskandıracak nitelikteki bu gerçek aşk, yaşam ve mücadele hikâyesini ben de büyük bir heyecan ve aşkla, kah gözyaşlarına boğulduğum, kah kahkahadan yerlere serildiğim bir ruh haliyle kaleme aldım. Annemle babamın, yani romanımın başkarakterleri olan Füsun ve Cengiz’in ayrı kaldıkları dönemlerde birbirlerine yazdıkları yüzlerce mektuptan, babamın, “Aşk asla pişman olmamaktır, kızım,” diye hala kulaklarımda çınlayan sesinden, günümüz insanının zihninde ancak mumla arayacağınız, “Her şeye, her kaybedişe değerdi aşkımız,” düşüncesine son anlarına kadar bağlı kalan o güzel çiftten ve onların şarkısı olan, sevgili Zeki Müren’in “Beklenen Şarkı,” adlı eserinin tüm güftesinden ilham alarak yazdım.” 9 - Romanda bazı spiritüel (ruhani) geçişler de var. Bunlarda gerçeklik payı var mı?Düşünülenin aksine bu bölümler de tamamen gerçektir. Cengiz’in önsezileri ve duru görüsü, Füsun’un lisedeyken gördüğü rüya ve Eyüp Sultan’ı ziyaret ettiği sırada ziyarete gittiği hanımın duru görüsü ve en önemlisi de final bölümünde, diğer boyutun kapılarının aralandığı sahne tamamen yaşanmış ve hissedilmiş durumlardır. Tüm bunlar romanda anlatılan aşkın ve tüm diğer gerçek aşkların sipritüel bir boyutu olduğunun da kanıtı niteliğindedir. 10 - Romanın hitap ettiği okuyucu kitlesi hangi yaş grubudur ve onlardan gelen eleştiriler nelerdir?“Aşk Hiç Biter mi?” ortaokul çağındaki ergenlerden başlayarak tüm yaş grupları için keyifli bir okuma süreci sunmaktadır. Şimdiye kadar gelen eleştiriler, hep olumlu yönde olmuş ve romanın gerek dili, gerekse işleniş tarzı açısından son sayfaya gelene dek elden bırakılamayacak sürükleyicilikte olduğu vurgulanmaktadır. Yazarın ilk kitabı olduğuna güçlükle inanılabilmekte ve üslubu Türk Edebiyatı’nın değerli yazarı Kerime Nadir’e benzetilmektedir. Ayrıca, romanın son 150 sayfasının okunmaktan ziyade yaşanıp, özümsendiğini, adeta romanın içine girilip bütünleşildiğini söyleyenler de azımsanmayacak derecede çoktur. Saygılarımızla… |